Muayenehane: Prof. Dr. Sait Gönen Tedavi Merkezi
Adres : Vali Konağı Cad. No:102 Gümüş Apartmanı Daire:2
Şişli-İstanbul
Telefon : +90 212 912 20 55 Randevu için: +90 553 057 64 66
GSM : +90 532 374 29 25
SIK SORULAN SORULAR
 

Şeker hastasının dikkat etmesi gerekenler:
* Evde şekeri takip edin
Evde kan şeker takibi diyabetli hasta için en önemli hususlardan biridir. Diyabet hastaları sadece doktora gidince şeker düzeyine bakılması ile yetinemez. Diyabetin iyi kontrol altında tutulması amacı ile diyabetlinin kendi kendine kan şekeri, idrarda şeker ve keton takibini yapmasına “kendi kendine izlem” denilir. Diyabetik hastanın evde kendi kendine takip yapması kolay ve ucuz glisemi kontrolü sağlar. Şeker düşüklüğü ve yüksekliği ataklarının tespiti ve önlenmesi, diyabetin ortaya çıkarabileceği sorunların erken tanısı ve gelişiminin geciktirilmesi veya önlenmesi açısından önemlidir. Evde şeker takibi kısa ve uzun dönemde, diyabetin takip ve tedavi maliyetini, hastanede yatış sıklığını ve yatış süresini azaltır, daha esnek bir yaşam sürdürmesini sağlar. Bu nedenle sağlık sigorta sistemleri belirli miktar strip (şeker ölçüm çubuğu) ile şeker ölçüm cihazının masraflarını karşılamaktadır. Hastalığın durumuna, diğer yandaş hastalıklara ve diyabetin tipine göre evde kan şekeri takibi sıklığı doktorunuz tarafından belirlendiği şekilde ve düzenli olarak yapılmalıdır.
İnsülin kullanan veya gebe olan diyabetikler şeker kontrolü sağlanana kadar her gün
günde 4-6 kez evde şeker ölçümü yapmalıdır. Ölçümlerin değiştirerek öğünler öncesi, öğün sonrası 2. saat tokluk, gece yatmadan önce ve gerekiyorsa gece saatlerine konabilir. Şeker kontrolü sağlandığında ölçümlerin sıklığı hastalığın tipine göre günde 2 ile açlık ve tokluk olmak üzere 3-4 kereye kadar yapılabilir, bunu doktorunuza danışarak planlamalısınız.
Kısaca Evde şeker takibi tedavi başarısını artırır. Evde şeker takibi günlük kan şeker seyrinin belirlenmesi, fark edilmeyen kan şeker düşmelerinin ve yükselmelerinin saptanması için oldukça faydalıdır. Evde şeker takibi hangi tedavi rejiminin ve ne şekilde uygulanacağına karar verilmesi için hekim açısından da son derece faydalıdır.

* Her yıl check-up yaptırın
Şeker hastalığı vücuttaki birçok sistemi ve organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır.
Ayrıca kalp damar hastalıkları, inme ve bazı kanser türleri şeker hastalarında daha sık görülmektedir. Bu hastalıklar bazen hafif belirtilerle ya da hiç belirtisiz başlayabilir. Rutin kontroller esnasında bulgular olmadığı için gözden kaçabilirler. Bu amaçla genel sağlık kontrolünün, hiçbir şikayet ve hastalığı olmayan tüm kişilere en az yılda bir, düzenli olarak yapılması önerilir. Diyabetin erken tanısı ve tedavisi yaşam kalitesine, beklenen yaşam süresine önemli bir etkisi olmadan kontrol altına alınmasını sağlar. Özellikle ailesinde diyabet olanlar, obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi (Kolesterol ve trigliserid yüksekliği) gibi risk faktörleri taşıyanlar, sigara ve alkol kullanımı olanların düzenli olarak diyabet ve eğer diyabet varsa olası komplikasyon (sorunlar) ve diğer yandaş hastalıklar için değerlendirilmeli,
kapsamlı kontrolleri yapılmalıdır.

* Testleri ihmal etmeyin
Şeker hastalığı yol açtığı sorunlar nedeniyle yaşam kalitesini ileri derecede bozabilen
ciddi bir hastalıktır. Bazen hastalar evde kan şekeri ölçümünün takip için yeterli olacağını düşünerek doktor kontrollerini aksatmakta, belirli aralıklarla yapılması gereken testleri ihmal etmekteler. Bu da kan şekeri kontrolünü bozmakta ama fark edilememektedir. Her şey iyi gidiyorsa, kan şekeri kontrol altındaysa bile hastanın üç ayda bir hekim tarafından muayenesi, bazı testlerle kontrol edilmesi gereklidir. Bu testler kan şeker düzeylerini gösteren açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, üç aylık şeker ortalaması hakkında bilgi veren HbA1c testi, tam idrar tahlili, eğer gerekli ise karaciğer ve böbrek testleri ile başlar. Diyabete bağlı ortaya çıkabilecek sorunlar açısından kalp-damar sistemi, cilt muayenesi, kas iskelet sistemi ve nörolojik sistemi de içeren genel fizik muayene yapılmalı, bunların sonucuna göre gerekiyorsa daha ileri testlere geçilmelidir. Nöropati bazen hastalar tarafından farkına varılmayabilir. Doktor muayenesi ile tanı koymak kolay ve basittir.

* Her yıl göz muayenesine gidin
Diyabet geçici göz sorunlarına yol açabildiği gibi kalıcı görme kaybına da neden
olabilir. Geçici görme sorunları genelde kan şekerlerindeki hızlı değişimlere bağlıdır. Bu kan şekeri değişimine gözdeki lensin adaptasyon süreci ile ilişkilidir. Hastaları genelde ön planda bu durum rahatsız etse de bundan önemlisi, herhangi bir şikayete neden olmadan ortaya çıkan göz arkasındaki damarsal tabakadaki kanama ve ayrılmalardır. Buna retinopati denir.
Retinopati oluşumu iyi kan şeker regülasyonu (düzenlenmesi) ile önlenebilir ya da
geciktirilebilir. Bu amaçla Tip 1 diyabette tanıdan 3 yıl sonra yılda bir, Tip 2 diyabet
hastalarında ise tanı konulur konulmaz ve en az yılda bir göz muayenesi olmalı, hekimin de diyabete yönelik olarak retinopati muayenesini göz bebeğini ilaçla genişletip ayrıntılı incelemesi gereklidir. Asıl görme kaybına neden olan durum retinopatinin ilerlemesidir. Retinopati oluştuysa o zaman daha sık göz kontrolleri ve gerekiyorsa buna yönelik girişimsel işlemlerle kontrol altına alınması lazımdır. Diyabetik retinopati günümüzde en önemli görme
kaybı nedenidir. Diyabetik retinopati erken evrelerde hiçbir yakınmaya yol açmaz. Hatta ileri evrelere kadar hastanın görme sorunu olmayabilir. Yavaş ilerlediğinden kişi günlük yaşamını etkileyecek derecede görme bozukluğu gelişinceye kadar farkına varamaz. Farkına vardığında olan şikayetler görme bulanıklığı, sinek uçuşması benzeri durum ve ani görme kaybı olabilir.
Genelde hastalar gözlerim iyiydi, birden görmem bozuldu diye gelirler. Aslında retinopati aniden gelişen bir olay değildir, ama retinopati gelişince aniden olan bir kanama görmeyi birden çok bozar. Oysa bu hastalar rutin göz muayenelerini yaptırsalar durum daha önceden fark edilebilir, önlem alınabilir. Görme kaybı oluştuktan sonra yapılabilecek şey mümkünse hasarın ilerlemesini engellemektir. Tedavisi lazer, ameliyat şeklinde ve çeşitli ilaçları oraya enjekte ederek yapılabilmektedir. Ancak diyabetin her aşamasında kan şekerinin ve kan
basıncının iyi kontrolü gereklidir, bu da unutulmamalıdır.
Diyabetik retinopati her diyabetli hastada ortaya çıkabilir, tip 1 diyabet, tip 2 diyabet,
gebelik diyabeti ya da diğer diyabet tipleri. Diyabetik süresi uzadıkça görülme riski de artar.
Diyabetik retinopatiden korunmak için kan şekerleri kabul edilebilir seviyelerde tutulmalı, kan basıncı normal olmalı, kan yağları yüksek olmamalı ve sigaradan uzak durulmalıdır. Ayrıca gebelik de diyabetik retinopati için bir risk faktörüdür, gebe diyabetliler her üç ayda bir göz muayenesi olmalıdır.
Diyabetli hastada bir başka göz sorunu da katarakttır. Katarakt diyabetlilerde hem
daha erken yaşlarda görülür hem de sağlıklı bireylere göre daha sık görülür. Tek başına katarakt varsa, katarakt ameliyatı ile hasta normal görmesine kavuşabilir.

* Diş hekiminizi ziyaret edin
Sistemik bir hastalık olan diyabetin ağız ve diş sağlığı üzerine etkisi vardır. Dokuların
beslenmesi zorlaşır ve diğer organlarda olduğu gibi ağızda da hastalıkların gelişmesi
kolaylaşır.Tükrük, fizyolojik ağız temizliğinde önemli bir faktördür. Diyabette tükrüğün
azalması ve yoğunluğunun artması fizyolojik ağız temizliğini zorlaştırır. Temizlenemeyen yiyecek artıkları üzerinde bakteriler hızla çoğalır ve diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının oluşumunu hızlandırır.
Yemek sonrası diş yüzeyinde ve dişlerin arasında, dil yüzeyinde yiyecek artıkları
birikir. Bu artıklara diş fırçası ve diş ipi ile ağızdan uzaklaştırılabilir. Artıklar temizlenmezse, tükürükteki fosfat ve kalsiyumla birleşerek 2 gün içinde sertleşip, diş taşına dönüşür. Diş taşı ancak diş hekimi tarafından temizlenebilir.
Diş fırçalaması ana öğünlerden sonra küçük, yumuşak ve kuru bir fırçayla olmalıdır.
Az bir macunla yapılmalı ki, macun çabuk köpürüp hemen tükürmeyi gerektirmesin, etkili olsun. Fırçalama işlemi alt ve üst çenede diş etinden dişe doğru (pembeden beyaza doğru) uygulanmalıdır. Fırça kıllarının şekli bozulduğu zaman diş fırçasını değiştirmek gerekir. Diş ipi, dişlerin ara yüzlerinde fırçalamayla çıkmayan kirleri çıkarır. Gece yatmadan önce dişler fırçalandıktan sonra diş ipi, diş hekiminin tarif ettiği şekilde ayna karşısında uygulanır.
Dildeki kirlerin temizliği dil fırçası veya diş fırçasıyla yapılabilir. Ayna karşısında dişleri
fırçaladıktan sonra, nefesinizi tutarak dil kökünden dil ucuna doğru fırça ile 3-4 kez
süpürürseniz kirleri uzaklaştırabilirsiniz. Ağız protezi olan diyabet hastaları protez temizliğini mutlaka bir diş hekimi ile görüşmelidir.
Diş hekimine sabah saatlerinde randevu alınmalı, randevu süresinin kısa olması
istenmelidir. Eğer tedavi süresi uzayacaksa, ara öğün molası verilmelidir. Diş hekimine giderken kan şekeri ölçümü yapıp, rutin diyabet tedavinizi uygulayınız. Öğün atlamayınız. Ağrınız varsa ağrı kesici alabilirsiniz. Kan şekeri yüksekse sadece acil müdahaleler yapılır. Kan şekeri kontrol altına alınınca rutin tedavilere devam edilebilir. Çünkü yüksek kan şekeri iyileşmeyi geciktirir.

* Ayaklarınıza gözünüz gibi bakın!
Diyabet hastalığı ayakları yaralanma ve enfeksiyonlara duyarlı hale getirir. Bunun
Nedeni Diyabetik Nöropati dediğimiz his kaybının gelişmesi ve kan dolaşımının azalmasıdır. Diyabet hastalarında ayak yaraları ve topuk çatlakları görülebilir. Bu çatlaklarda ve yaralarda enfeksiyon gelişme riski yüksektir.
Diyabet hastaları ayaklarında uyuşma, karıncalanma veya sıkı bir çorap giymişsiniz
hissi varsa mutlaka doktoruna bilgi vermesi gerektiğini bilmelidir. His duyusunun kaybolması sonucu ayakkabınızın ayağınızı sıkıp sıkmadığını anlayamazsınız. Yine his kaybı sonucu sıcak-soğuk gibi duyuları da algılayamayacağınız için ayağınızı sıcak suda veya soba kenarında yakabilirsiniz.
Diyabet tanısı anında ayak yarası olmasa bile hastalar ayak bakımı konusunda
bilgilendirilmelidir. Bu konuda hastalara doktoru ve diyabet hemşiresi yardımcı olmalıdır. Diyabet hastaları ayaklarını her gün kontrol etmelidir. Plaj ve bahçe gibi ortamlarda kesinlikle çıplak ayak ile dolaşmamalıdır. Evin içinde bile çıplak ayakla dolaşmamalıdırlar. Evde ortopedik terlik giyilmeli. Ayak tabanını ayna yardımıyla incelemelidir. Ayaklarında oluşan en ufak çatlağı dahi doktoruna iletmelidir. Kesinlikle ayak yaralarına kendisi müdahale etmemeli doktora müracaat etmelidir.Tırnak etrafında oluşan şişlik ve kızarıklıklara müdahale etmemeli ve doktoruna başvurmalıdır.
Diyabet hastaları ayaklarını her gün yıkamalı ve ayaklarının ıslak kalmamasına, parmak aralarının iyice kurulanmasına dikkat etmelidir. Islaklık derideki doğal yağları uzaklaştırır ve çatlaklar oluşmasına neden olur. Ayrıca nemli ortamda mantar infeksiyonları gelişebilir. Ayak derisi nemlendirici bir krem ile yumuşak tutulmalıdır. Ayağa tam oturan ortopedik ayakkabılar giyilmelidir ve ayak parmaklarını sıkan ayakkabılar kullanılmamalıdır. Yani ayakkabının ayağa şekil verdiği değil, ayağın ayakkabıya şekil verdiği ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayak tırnakları mümkün olduğunca düz kesilmelidir ve kuaförlerde genel aletlerle pedikür yaptırılmamalıdır.

* Sigara içmeyin
Sigara diyabet için bilinen en önemli ve engellenebilir risk faktörüdür. Diyabetli
kişilerin sigara içme sıklığı genel nüfus ortalaması ile benzerdir fakat ilerleyen hastalıkla birlikte sigara içme oranı da azalmaktadır. Bunun nedeni sigara ve diyabet birlikteliğinin ölümleri arttırmasıdır. Sigara diyabetli hastalarda zaten artmış kalp damar hastalığına ilave katkı yaparak erken ölümlere yol açar. Ayrıca sigara içen diyabet hastalarında böbrek etkilenmesinin içmeyen diyabet hastalarına göre daha erken başladığı ve daha hızlı ilerlediği bilinmektedir.
Diyabetli kişilerde sinirlerin etkilenmesi özellikle el ayaklarda uyuşma, hissizlik,
ayaklarda kolay yara açılması ve şiddetli ayak, bacak ağrılarına neden olur. İlaveten sigara içen diyabet hastalarında yara iyileşmesinin gecikmesi ve uzuv kaybına yol açması daha olasıdır. Tütün kullanımının neden olduğu diğer hastalıklar diyabetli kişilerde de sık olarak görülür. Ancak diyabetli kişiler sigaranın neden olduğu kanser ve kronik hastalıklara yakalandığında bu hastalıkların tedavisi diyabetli olmayan kişilere göre daha güçtür. Sigaradaki nikotin kan damarlarını kasarak insülinin enjeksiyon bölgesinden daha yavaş emilmesine yol açmakta ve böylece kan glukoz düzeyini etkilemektedir. Nikotin ayrıca insülin direncinin (verilen insülinin kan glukozunu düşürücü etkisinin daha zayıf olması) artmasına yol açarak diyabetinizin kontrolünü güçleştirecektir.
Bu nedenlerle diyabetli bir hasta sigara içiyorsa en kısa sürede sigarayı bırakmalı,
gerekiyorsa bu konuda tıbbi yardım almalıdır.

* Stresinizi dizginleyin
Stres, günlük yaşamda karşılaştığımız problemler, hayal kırıklıkları ve güçlüklere
vücudumuzun gösterdiği normal bir reaksiyondur. Diyabet hastaları stresin ne olduğunu bilmeli ve kan şekeri üzerine etkisini öğrenmelidir. Stresin üstesinden gelmek diyabet tedavisinin önemli bir parçası olarak görülmelidir.
Stres altında vücut tepki olarak adrenalin ve kortizol adı verilen stres hormonları
salgılar. Bu hormonlar karaciğerden kana şeker salınımını artırır. Fakat gerçekte kan şekerini yüksek olmasına rağmen kişi adrenalin hormonun etkisi ile kan şekeri düşüklüğünde olan belirtileri yaşayabilir.
İnsan hayatında birçok olay stres yaratabilir. Kişi kendini nelerin baskı altında
tuttuğunu ve stres oluşturduğunu bilir. İş hayatındaki veya ev hayatındaki sorunlar stres sebebi olabilir. Önemli nokta ise kişinin stres altında olduğunu anlayabilmesidir. Bazen problemlerinizi güvendiğiniz birisiyle konuşmak, stresi yenmenize yardımcı olabilir. Duygularınızı aileniz veya arkadaşlarınız ile paylaşın. Sizi iyi tanıyan kişiler, problemlerinize pozitif çözümler üretmenizde yardımcı olabilir.
Bazen stresli durum uzun bir dönem sürebilir. Bu durumda sorunları çözmek için
profesyonel yardıma ihtiyacınız olabilir. Bu dönem içinde kan şekerinizi de kontrol altında tutmak için doktorunuza başvurmanız gerekebilir. Ciddi stres durumlarında psikiyatrist desteği gerekebilir. Bu durumda psikiyatrist ve diyabet doktorunun işbirliği önemlidir.

* Beslenmeye dikkat
Diyabetlinin tedavisi yapılırken kan şekeri kontrolü ile oluşabilecek komplikasyonların önlenmesi ve bireyin normale yakın bir yaşam kalitesinde olağan ömrünü kaliteli yaşaması amaçlanır. Bunun için egzersiz ve ilaç tedavisinin yanında sağlıklı beslenme de önemli bir tedavi şeklidir. Diyabet başta beslenme ve egzersiz olmak üzere yaşamınızda bazı değişiklikler yapmanız gerektiği anlamına gelir. Sağlıklı, dengeli ve yeterli miktarda alınan besinler ve beslenme ile alınan kalorinin harcanması için de egzersiz tedavinin en önemli iki ayağıdır. Diyabet yaşam boyunca sevdiğiniz yiyeceklerden mahrum kalma anlamına gelmez, yenilen yiyecek çeşidine ve miktarına daha dikkat etmek gerektiğini gösterir. Sebze, meyve, tahıldan dengeli, daha az olmak üzere protein, doymuş yağdan fakir yağ içeren bir beslenme düzeni planlanmalıdır.
Diyabetli kişiler aile içinde yemek zamanlarını ve çeşitlerini diğer bireylerle uyduramadıklarından yakınırlar, oysa sağlıklı beslenme aslında herkes için aynıdır. Ayrıca ailede birinin diyabetinin olması kan bağı olan diğer bireylerde de diyabet riski anlamına gelir. Bu nedenle ayrı yemek hazırlama ya da farklı yemek saatleri gereksiz bir külfetten öteye gitmez. Sağlıklı beslenme önerileri herkes için aynıdır. Diyabeti olmayan kişinin de rafine şeker, doymuş yağdan zengin besinler, et, yağlı süt, yoğurt, peynir ve yumurta gibi yiyecekleri dengeli miktarda tüketmesi gerekmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki fazladan alınan kalori ne ile alınırsa alınsın zararlıdır. Doğal besinle alınsa bile harcanmıyorsa alınmamalıdır.

* Egzersiz yapın
Düzenli egzersizin şeker hastalığı üzerine birçok olumlu etkileri vardır. Düzenli
egzersiz insülin üretiminde artma sağlamaz fakat insülinin hassasiyetini artırır. Bu etki birkaç saat veya bazı hastalarda 24 saat bile sürebilir. Böylece, insüline bağımlı olmayan hastalarda ağızdan alınan ilaç miktarı azaltılabilir. Kişi egzersiz yapmaya başladığında kan şekerini ve diyetini daha düzenli ve dikkatli takip eder. Aynı zamanda düzenli egzersiz kan basıncını ve kötü kolesterol seviyesini düşürür. Düzenli egzersizin kas ve kemik sağlığı üzerine olumlu etkileri vardır.
Diyabet hastalarında egzersiz için bazı olası riskler vardır. Kullanılan ilaçların aşırı etkisi, hastalarda hipoglisemiye (kan şekerinin aşırı düşmesi) sebep olabilir. Bu nedenle egzersizden önce, egzersiz sırasında ve sonrasında uygun beslenilmeli ve yeterli miktarda su alınmalıdır. Egzersiz öncesi diyabet hastalarında kan şekerinin 120-180 mg/dL olması uygundur. Hastanın kan şekeri seviyesi 100 mg/ dL’den az ise egzersize başlamadan önce küçük şekerler yenebilir. Egzersiz öncesi kan şekeri 250 mg/dL üzerinde ise şeker kontrolü yapılana kadar egzersiz ertelenebilir.
Diyabet hastalarının egzersize başlamadan önce ritm bozuklukları ve kalp krizi gibi problemlerin oluşmaması için kardiyoloji kontrolünden geçmeleri uygun olur.
Aerobik egzersizler (yürüme, bisiklete binme, koşma, merdiven çıkma, yüzme gibi) egzersizler tercih edilmekle birlikte, uygun olan hastalarda uygun ağırlıklarla yapılan egzersizlerle de kan şekeri kontrol edilebilir. Egzersizler haftada 3–5 kez düzenli yapılmalıdır.

 

Nodüler guatr nedir?
Tiroid bezi içinde büyüklüğü milimetrik düzeylerden on santimlere kadar olabilen normal dokudan farklı lezyonlara nodül adı verilir. Nodül oluşumu ile beraber çoğu
zaman tiroid bezi de büyür, bu tablo da nodüler guatr olarak isimlendirilir.

Nodül sık görülen bir sorun mu?
Tiroid nodülleri sık görülür. Neredeyse her iki-üç kişiden birinde tiroid nodülü mevcuttur. Ancak bunların önemli bir kısmı sadece ultrason ile tespit edilir, muayenede ele gelmez.Özellikle Ultrason tiroid hastalıklarında kullanılmağa başladıktan sonra tiroid nodullerinde de patlama yaşandığını söyleyebiliriz. Tiroid hastalıklarının tamamında olduğu gibi tiroid nodulleride kadınlarda daha sık görülür.Kadınlarda ultrason görüntüleme ile tiroidde nodul görülme sıklığı %20-70 dir.

Kimlerde nodül sık görülür?
İyot eksikliği olan bölgelerde yaşayanlarda, kadınlarda erkeklere oranla nodül 4-8 kat daha sık görülür. Ayrıca yaşla birlikte nodül görülme sıklığı da artar.

Sıcak veya soğuk nodül ne demek?
Nodülün sıcak ya da soğuk olması, sintigrafi denilen radyoizotop madde ile çekilen görüntüleme yönteminde, nodülün görülüp görülmemesi ile ilgilidir. Sintigrafide radyoizotop maddeyi tutup, görülür hale geliyorsa sıcak, tutmayıp sintigrafide nodülün yeri bir boşluk olarak kalıyorsa soğuk nodül olarak isimlendirilir. Soğuk nodüllerde kanser oranı sıcak nodüllere göre daha fazladır.

Kistik ve solid nodül nedir?
Nodüllerin bazısının içinde sıvı birikir. Bazıları tamamen sıvı ile dolu, bazılarında hem sıvı hem de katı doku bulunur. Tamamen sıvı içerikli olana kistik nodül, tamamen katı içerikli olana solid nodül, hem sıvı hem de katı içerikli olana da miks nodül denir. Nodülün kıvamı içeriği hakkında tam olarak bilgi vermeyebilir, ultrasonografi
ile kistik mi solid mi olduğu anlaşılabilir.

Tek nodül veya çok nodül ne demek?
Tiroid bezinde bir nodül varsa tek nodül, birden çoksa çok nodülden bahsedilir. Eskiden çok nodül varsa kanser olmaz gibi bir inanış varken, artık günümüzde nodül sayısı ile kanser arasında bir ilişki olmadığı kabul görmüştür. Bir başka önemli nokta da, çok nodülü olanlarda sadece bir nodülden biyopsi yeterli değildir, nodül
özelliklerine göre, gerekiyorsa her nodülden biyopsi yapılmalıdır.

Her nodül ameliyat gerektirir mi?
Her nodül ameliyat gerektirmez. Nodülde kanser ya da şüphesi varsa, nodül çevre dokulara basıyorsa, ses kısıklığına neden oluyorsa, zamanla büyüme gösteriyorsa veya estetik olarak hastayı rahatsız ediyorsa ameliyat gerekir. Ancak kesinlikle tiroid nodülü saptandığı zaman ameliyat kararı için bir Endokrinoloji uzmanının görüşü alınmalıdır. Ne yazık ki performans kaygısı ile tiroid ameliyatlarında gereksiz bir artış olmuştur.

Her nodül kanser riski taşır mı?
Soğuk nodüllerde oran daha yüksek olmakla birlikte sıcak nodüllerde de kanser riski düşük olmakla birlikte vardır. Nodülü olan hastada zamanla nodül boyutlarında artış olması, ses kısıklığı, yutma zorluğu, gelişmesi, lenf nodlarında büyüme olması, boyun bölgesine radyoterapi alınmış olması, ailede tiroid kanseri olması kanser riskinin artırır. Erkeklerdeki nodüller, erken yaşta nodül varlığı ve 60 yaş sonrası birden ortaya çıkan nodüllerde kanser riski daha fazladır.

Kanser şüphesi olan nodüllerin özellikleri neler?
Nodülün sert ve çevre dokulara yapışık olması, hızlı büyümesi, ses kısıklığı ve yutma zorluğu gibi çevre dokulara bası belirtilerinin olması, ultrasonografide mikrokalsifikasyonlar,sınır düzensizliği ve içinde kanlanma olması kanser açısından işaret olabilir.

İyi huylu olduğu düşünülen nodüllerin özellikleri neler?
Nodülün basit kistik, yumuşak kıvamda, düzgün yüzeyli, hareketli olması ve kanser açısından şüpheli bulgulardan herhangi birini taşımaması iyi huylu olacağını gösteren özelliklerdir. Ancak bir nodülün iyi huylu olduğu biyopsi alınmadan kesin söylenemez.

Bütün nodüllere biyopsi yapılmalı mı?
Tiroid nodülünün iyi huylu olup olmadığı iğne biyopsisi yapılmadan anlaşılamaz. Tiroid nodülü 1 cm üzerinde ise iğne biyopsisi gereklidir. Tiroid nodülü 1 cm altında çapa sahip olsa da eğer ultrasonografide kanser açısından riskli görüntü özellikleri mevcutsa ya da ailede tiroid kanser öyküsü, kişide boyuna radyoterapi alma hikayesi varsa biyopsi yapılmalıdır. Çok nodüllü hastalarda sadece en büyük nodüle biyopsi yeterli değildir. Tüm nodüller biyopsi ile değerlendirilmelidir.

İğne biyopsisi nasıl yapılır?
Tiroid nodülüne iğne biyopsisi ultrasonografi altında ya da ultrasonsuz olarak yapılabilir. Özellikle küçük nodüllerde ultrasonografi ile nodüle girmek daha kolaydır. Ayrıca nodül homojen değilse ultrasonografi olmadan işlem zorlaşır. İşlemi bazen hastalar kafalarında çok büyütürler, bir ameliyat gibi algılayanlar çıkabilir.
Öncesinde hastaya ayrıntılı bilgi verilmeli, işlemin koldan kan alınmasından daha fazla ağrılı olmadığı anlatılmalıdır. Biyopsi işleminde kan alma için de kullanılan özellikleri uygun enjektörler kullanılır. Hasta sırtüstü yatırılır, baş hafif geriye atılarak boyun biraz daha ortaya çıkarılır. Hastanın boyun muayenesi tekrar yapılır, biyopsi alınacak nodüller belirlenir. Gerekli cilt temizliği yapıldıktan sonra enjektörle cilt ve cilt altı dokular geçilir, nodülün içine girilip piston çekilerek materyal alınır, sonra cam üzerine yayılarak incelenmek üzere patolojiye gönderilir.

Nodüler guatrlı hastada hangi tetkikler yapılır?
Nodüllü guatr hastalarında tiroid fonksiyon testleri (serbest T3, serbest T4), TSH, tiroid dopler ultrasonografisi başlangıçta yapılır. TSH düşükse tiroid sintigrafisi de çekilmelidir. Bunların dışında gerekiyorsa düz akciğer grafisi, tiroid otoantikorları tayini yapılır.

Tiroid nodülünün belirtileri neler?
Tiroid nodülleri çoğu zaman herhangi bir belirti vermez, genellikle rastgele farkedilir. Bazende başka amaçlı bir görüntüleme yapılması sonucu tesadüfen ortaya çıkar. Nadiren yutma zorluğu, ses kısıklığı, seste çatallaşma, nefes darlığı, yutkunurken takılma hissi, boyunda ağrı, şişlik olabilir.

İyi huylu nodül kansere dönüşebilir mi?
Nodüller için yanlış bir inanış, başlangıçta iyi olan nodülün sonradan kanserleşebileceği şeklindedir. Nodülde sonradan kanserleşme olmaz. Bir nodül kanserse başlangıçta da kanserdir, alınan biyopsi temizse kanser odağına denk gelmemiş demektir. Nodüller nasıl tedavi edilir? Kistik nodüller içlerindeki sıvı enjektörle boşaltılarak tedavi edilebilir. Ancak üç hastanın birinde sıvı tekrar birikir, tekrar nodülde büyüme olur. Ancak pür kistik nodüllerde kansere pek rastlanmaz. Kistik
nodüllerde tiroid hormonu tedavisi de işe yaramaz. 4 cm üzeri kistik nodüller tekrarlıyorsa operasyon gerekebilir. Solid nodüller ve solid kısmı olan kistik nodüller biyopsi normalse, ameliyat şartları taşımıyorsa takip edilebilir.

İlaç tedavisi ne kadar sürer?
Tiroid hormonu ilaç tedavisi hastanın durumuna göre karar verilen bir tedavidir. Tek nodül varsa, hasta genç ve orta yaş grubundaysa, TSH düşük değilse, kanser şüphesi yoksa denenebilir, ama her hasta tedaviye cevap vermeyebilir. Burada aslolan gerekli hastada ve yeterli miktarda ilaç kullanımıdır. İlaç dozu TSH düzeylerine göre ayarlanır. Tedavi süresi 1-1,5 yıl olabilir, daha uzun süre tedavinin yararı tartışmalıdır.

İlaç kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?
İlacı mutlaka bir endokrinoloji uzmanı kontrolünde almak gereklidir. Ve belirli aralıklarla kontrole gitmesi gerekir. Uygun kullanılmadığında kemik erimesi, kalp ritim bozuklukları gibi önemli problemlere yol açar. Sabah aç karnına ve bir süre daha aç kalmak şartıyla ilaç kullanılır. Emilimi diğer ilaçlardan, yemeklerden, barsak emilim bozukluklarından etkilenir.

Hastalar hangi durumlarda tiroid doktoruna başvurmalı?
Belirli aralıklarla kontrollerin dışında, ek bir şikayet ortaya çıkarsa, kilo alıp verme durumu olduysa, yeni bir ilaç ya da hastalık nedeniyle ilaç ayarlaması gerektiğinde endokrinoloji uzmanı ile görüşülmelidir.

Sıcak nodüller nasıl tedavi edilir?
Sıcak nodüllerde eskiden biyopsi önerilmiyordu, ancak oran az olmakla birlikte kanser riski olduğu için artık biyopsi gerektiği yönünde bir eğilim var. Sıcak nodül küçükse ve tiroid fonksiyon testleri normalse takip yeterlidir. Tiroid hormonları normal değilse ilaçlarla normale getirip, kalıcı bir tedavi yoluna başvurmak gerekir.
Kalıcı tedavi olarak radyoaktif iyot tedavisi (halk arasında atom tedavisi denir) ya da ameliyat yapılabilir. Kalıcı tedaviye hastaya göre karar vermek gereklidir. Her halükarda kalıcı tedavi öncesi biyopsi yapılır.

Hangi nodüller ameliyat edilmeli?
Kanser şüphesi olan, iğne biyopsisinde kanser çıkan, ilaç kullanımına rağmen büyüyen, hızlı büyüyen, çevre dokulara bası yapan, nükseden kistik nodüller, 4 cm üzeri nodüller, 2.5 cm üzeri sıcak nodüllerde ameliyat gereklidir.

 

Etiketler: Diyabet, şeker hastalığı, tiroid, nodül, nodul, tiroid doktoru, endokrin doktoru, guvatr, hirşutizm, kıllanma, şişmanlık, boy kısalığı, hipofiz hastalıkları, osteoporoz, lipid, kan yağları, hipertansiyon, infertilite(kısırlık), istanbul endokrin doktoru, şişli endokrin doktoru,

 
Ana Sayfa Özgeçmiş Yayınlar Uzmanlık Alanları Basında Sait Gönen İletişim S.S.S Ders Notları
 
Copyright © 2019 Tüm Hakları Saklıdır. www.saitgonen.com
Designed by
SiberTutor
www.profdrsaitgonen.com