Muayenehane: Prof. Dr. Sait Gönen Tedavi Merkezi
Adres : Vali Konağı Cad. No:102 Gümüş Apartmanı Daire:2
Şişli-İstanbul
Telefon : +90 212 912 20 55 Randevu için: +90 553 057 64 66
GSM : +90 532 374 29 25
Diyabetten korkma geç kalmaktan kork!
 
Diyabetten korkma geç kalmaktan kork!

Diyabetten korkmak yerine belirtilerini ve risk altında olup olmadığımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Eğer teşhis konulmuşsa, artık hayatınızı sürdürmeniz gereken bir yol arkadaşınız var demektir. Doğru beslenme ve bol hareketle bu arkadaşın huyuna gitmeye çalışmak, ondan kurtulmayı beklemekten daha mantıklı...

Diyabetle ilgili yazımıza geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim.
Hastalık yayıldıkça, hakkında merak edilenler de artıyor. Bu hafta "Vücutta hangi görevler eksik kalıyor da kan şekeri yükseliyor ve şeker hastalığı oluşuyor" sorusuna cevap arayacağız. Basit bir şeker olan glukoz yaşamın idamesi için en önemli karbonhidratlardan biri. Hücrelerimiz glukozu bir enerji kaynağı ve metabolik reaksiyonlarda bir ara ürün olarak kullanıyor. İşte tam burada pankreas bezindeki B hücrelerinden salgılanan insülin hormonunun görevi başlıyor. Kanda glukoz arttığında insülin salgısı uyarılıyor. Glukozun enerji olarak kullanımı insülin hormonunun hücresel düzeyde etkisine bağlı çünkü. İnsulin hücrelere kan dolaşımı yoluyla bir sinyal gönderiyor ve bu sinyali alan hücre glukozu hücre içine çekerek enerji ve yakıt olarak kullanıyordu, hatırlayın. Sinyal iletiminde bir sorun olduğunda ise hücre o sinyali alamadığı için glukozu hücre içerisine alarak faydalanamıyor ve kanda düzeyi yükselen glukoz ise dolaşım sistemine ait damarlar yoluyla tüm sistemlerde hasara yolaçıyor. İnsülin kas ve karaciğere glukoz alımını artırırken yağ dokusunda yağ asidi sentezini başlatıyor. Glukoz fotosentezin ana ürünlerinden biri ve hücresel
solunum da onunla başlıyor. Solunum yapamayan hücreler ise daha çabuk hasara uğrayıp, daha çabuk yaşlanıyor kısacası çabuk ölüyorlar. Kan şekeri yüksekliğinin en çok zarar verdiği hücrelerden arasında damar duvarını oluşturan”endoteller” de var. Bu hücrelerin fonksiyonu bozulunca. damarın beslediği organa gerekli kan akımı sağlanamıyor. Vücudumuzun küçük, orta ve büyük bütün damarları etkileniyor anlayacağınız. Sonuçta göz , böbrekler, kalp ve büyük damarlar, beyin ve periferik sinir sistemi, mide-barsak fonksiyonu, üreme organları etkileniyor.

PEKİ ŞEKER HASTALIĞI KİMLERDE VE NASIL GELİŞİR?
Pankreastan salgılanan insülinin eksikliği ya da bu insüline karşı direnç kimlerde gelişiyor ve bunun sonucu olarak kimler şeker hastalığına daha kolay yakalanıyor diye de sorabiliriz. Genetik geçişin bu konuda oldukça önemli olduğunu işin başında belirtmekte fayda var. Madem aileden devraldığımız genetik bir miras söz konusu ve onun doğal bir sonucu olarak da şeker hastası oluyoruz, bundan kaçış yok diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır . Ne kadar yoğun bir genetik miras devralmış olsak ve ne kadar risk faktörleri taşısak da yaşam tarzı disipliniyle, yani dengeli beslenme ve düzenli egzersizle bunu öteleme, hatta engelleme şansına sahip olduğumuzu bilelim. Aksi taktirde eğer hem genetik miras devralmış hem de şunları yapıyorsanız başınız biraz dertte
olabilir:

■ Besin öğelerinden basit karbonhidratlar dediğimiz sakkaroz (çay şekeri), fruktoz (meyve şekeri) ve laktoz(süt)u kontrolsüz bir şekilde fazla miktarda ve uzun süre almaya devam ediyorsanız,

■ Vücudun enerji sarfiyatı, yani fiziksel aktiviteyi azaltmışsanız. Mesela spor yapmıyorsanız. Bu iki soruya da "evet" ya da "sanırım" yanıtlarını veriyorsanız vücudunuzda kas, karaciğer ve yağ
dokusunda insüline karşı bir direnç gelişmesine davetiye çıkarıyorsunuz demektir. Bu direnci aşabilmek için önce fazla miktarda ve uzun süre insülin salınımı olur. Bir süre sonra aşırı çalışmak zorunda kalan pankreastaki B hücresinin fonksiyonu bozulur yeterli insülin salgılanamaz. Glukoz vücut tarafından enerji olarak kullanılamaz ve kan glukoz düzeyi yükselir.

■ Besin öğelerinden basit karbonhidratlar dediğimiz sakkaroz (çay şekeri), fruktoz (meyve şekeri) ve laktoz(süt)u kontrolsüz bir şekilde fazla miktarda ve uzun süre almaya devam ediyorsanız

■ Vücudun enerji sarfiyatı, yani fiziksel aktiviteyi azaltmışsanız. Mesela spor yapmıyorsanız. Bu iki soruya da "evet" ya da "sanırım" yanıtlarını veriyorsanız vücudunuzda kas, karaciğer ve yağ
dokusunda insüline karşı bir direnç gelişmesine davetiye çıkarıyorsunuz demektir. Bu direnci aşabilmek için önce fazla miktarda ve uzun süre insülin salınımı olur. Bir süre sonra aşırı çalışmak zorunda kalan pankreastaki B hücresinin fonksiyonu bozulur yeterli insülin salgılanamaz. Glukoz vücut tarafından enerji olarak kullanılamaz ve kan glukoz düzeyi yükselir.

NASIL TANI KONULUR?
Tanı kriterlerine baktığımızda yıllar geçtikçe glukoz değerlerinin aşağı çekildiğini gözlemliyoruz. Benim öğrencilik yıllarımda hocalarımız 8 saatlik açlıktan sonra sabah bakılan açlık kan şekerini 140'a kadar normal olarak değerlendirirdi. 140 eşik değerdi. Sonraları yapılan çok merkezli çalışmalar gösterdi ki çok daha düşük değerlerde şeker hastalığına bağlı organ hasarları görülmeye başlıyor. Onun için 1997 ve 1998 yıllarında hem Dünya Sağlık Örgütü hem de Amerika Diyabet Cemiyeti ayrı ayrı toplanarak tanı kriterlerini yeniden belirlediler. Dediler ki; 

■ Sabah 8 saatlik açlıktan sonra bakılan Açlık Plazma Glukozu 126'dan büyükse veya günün herhangi bir saatinde aç/tok farketmez kan şekeri 200'ün üzerindeyse, veya 75 gr glukozla
yapılan şeker yükleme testinde 2'inci saat kan şekeri 200'den fazla çıkmışsa kişinin şeker hastası olarak kabul edilmesi gerekir. Bu yeni kritere 2010'dan bu yana şeker hastalarının takibinde
çok önemli bir parametre olan HbA1c>6.5 (son üç aydaki kan şakeri ortalamasını gösteren tetkik) kriteri de eklendi. Şu anda bu dört tanı kriterinden herhangi biri aşılmış ise diğer bir kriterle de doğruladığımızda şeker hastalığı tanısını koyuyoruz. Yine yapılan çalışmaların bize gösterdiği bir başka gerçeklik ise aşikar diyabet tanısı konmadan bizlerin Prediyabetik evre olarak tanımladığı halk arasındaki tabiri ile gizli şeker evresi’nde bile diyabetin hem küçük hem de büyük damarlarda
hasara yol açtığıdır. Artık son yapılan metaanalizler prediyabeti, koroner arter hastalığı eş değeri olarak kabul etmemizi öneriyor. Yani artık "Gizli şekerim var" diyenler de diyabet hastası kabul edilecek. Peki gizli diyabet teşhisi için kriterler nedir diyebilirsiniz. Burada da açlık plazma glukozu 100-125 mg arasında ise “Bozulmuş Açlık Glukozu” diye tabir ediyoruz. Ayrıca iki kritere daha bakılıyor. Bunlar diyabet öncesi dönemi (Prediyabet) gösterir. Ve bu evrede aşikar diyabet olmadan önce tedavi ye mutlaka başlanmasını öneriyoruz. Son olarak diyoruz ki; "Diyabetten korkma geç kalmaktan kork!" Diyabet tanısı alanlara ise tavsiyemiz basit: "Diyabet bir hastalık değil bir yaşam tarzıdır. Bir yol arkadaşıdır. Bu arkadaşla iyi geçinmenin yollarını öğrendiğimizde diyabetten korkmamıza gerek yok.

İNSÜLİN DİRENCİ NELERE YOL AÇAR?
• Görme kaybı,
• Böbrek yetersizliği
nedeniyle diyaliz,
• Koroner kalp hastalığı ve
kalp yetmezliği,
• İnme,
• Ayaklarda yara çıkması ,
• Kabızlık/ishal,
• Erkeklerde impotans,
• Kadınlarda üreme çağında
abortus gelişme riski.

HAREKETSİZ KALMAYIN KİLO ALMAYIN!
• Hareketsizlik,
• Birinci derece akrabasında
diyabet olanlar,
• İri bebek doğuran ve gebelik diyabeti olan kadınlar,
• Hipertansiyon tanısı alanlar,
• Hiperkolesterolemi olanlar, (HDL-Kolesterol 35 mg/dl'ten küçükse, Trigliserid 250 mg/dl'den
büyükse)
• Polikistik Over Sendromu olanlar,
• Kalp ve damar hastalığı olanlar,
• Kilo problemi bulunanlar,
• Bozulmuş Açlık Glukozu ve Bozulmuş Glukoz Toleransı ile A1C değeri % 5.7'den büyük çıkanlar
diyabet riski altında sayılıyor.
 
Diğer Haberler
 
 
Ana Sayfa Özgeçmiş Yayınlar Uzmanlık Alanları Basında Sait Gönen İletişim S.S.S Ders Notları
 
Copyright © 2016 Tüm Hakları Saklıdır. www.saitgonen.com
Designed by
SiberTutor
www.profdrsaitgonen.com